Cunda Notları: Başkalaşım
Cunda adasındayım. Ruhum bu hafta gelmek istedi. Normalde böyle tatilleri tek başıma yapmaktan keyif alsam da, annemi de yanıma almak istedim. Onun da ihtiyacı vardı. Belli ki benim de onunla olmaya ihtiyacım varmış.
Kafa dinlemem, zihnimi berraklaştırmam gerekiyordu. Hem içim hem dışımdaki bu ani değişimlere nasıl ayak uyduracağımı bilmiyorum ve bu beni tedirgin ediyor. Oysa hayatım, özellikle de 9 yıl öncem, radikal değişimlerle dolu geçmişken bu kadar huzursuzluğu anlayamıyorum. Üstelik şu an bilincim çok daha üst seviyede.
Bu sefer farklı hissettiriyor.
Bolluk, aşk, ev, iş... Her şey şu an çok stabil görünmekle birlikte oldukça oynak...
Bir yandan Ramtha'yı okuyorum. "Nöroekonomi" diye bir kavram girdi hayatıma. Tam da finansal özgürlük üzerine zihnim sorgulama halindeyken, birden hep hissettiğim bir şeyin idrakine vardım: Kişilere ve olaylara aşırı duygusal bağlılıklarım yüzünden bolluğumun önünde durduğumu anladım. Altını çizdiğim satırda, bu duygusal bağlılıklara bu gece bir son verme kararım yatıyor. Aslında bu kararı çok önceleri vermiştim ama ya yeterince samimi olmamış ya da katman katman ilerlemişim. Sevdiklerim dışındaki her şey ve herkeste çok iyi oturtmuştum; lakin söz konusu değer verdiğim yakınlarım olunca işin rengi hep değişiyordu. Sevdiğim bir dostumun bile bile beni kandırmasına göz yummak da bundan değil mi?
Üstatlığa adım atma zamanım geliyor. Özgürleşme vakti... Aileden, kabileden, dünyadan ve hatta belki evrenden...
Aslında her şey olabildiğince berrak ve net. Başkalaşımın getirdiği tedirginlik, zihnimi bulandırmak istememe neden oluyor sadece. Bilinçdışım direniyor. Daha doğrusu: Evren beni her zamanki gibi ruhumun en çok arzuladığı yüksek kaderime yönlendiriyor ve benim artık bırakmam gereken parçalarım çığlık çığlığa tutunmaya çalışıyor. Bu çığlıklara aldırış etmemeye çalışıyorum. Sevgiyle, bilgelikle vedalaşmaya çalışıyorum ama zorlanmıyorum diyemiyorum.
Bakalım bu başkalaşım daha neler getirecek. Pattern'da Mayıs 2026'ya kadar döngümün devam ettiği yazıyor. İçinden akarak geçersem daha kolay olacağını söylüyor ama bu defa çok başka. Bambaşka bir boyut... Tüm doğrularım yıkılıyor, tüm bildiklerim illüzyondan ibaret çıkıyor... Hayret ve şaşkınlık içinde olmakla birlikte, sanki bunları bilen bir parçam "ben demiştim, dur bekle ve izle" diyor. Tüm kalıplarım yerle bir oluyor. Kurallarım değişiyor. Beni hayatta tutmuş olan, beni ben yapmış olan, bugün olduğum yere gelmemi sağlayan her şey birden anlamsızlaşıveriyor...
Doğru ve yanlışın olmadığı yerde bekliyorum. Hem kaderi yaratma gücüm var, hem de kadere boyun eğiyorum. Kendimi tanıyamıyorum. Fikir belirtmeye çekiniyor, kati kararlar almaktan imtina ediyorum.
Bu durum canımı acıtmıyor değil. Lakin gel gör ki hiçbir acının içinde uzunca da kalamıyorum. Arı ısırması gibi bir şey. Dışarıdan öyle, film izliyor gibiyim. Bazen sadece filmin kendi kendine sarıp bitmesini bekliyorum.
Tüm realitem değişiyor. Çocukluğumdan bu yana hayallerime giren realiteye uyumlanıyor olabilir miyim? Dünyayı değiştiren simyacı olmaya?
Kim olduğumu hatırlamaya niyet ediyorum. Rab'leşmeye niyet ediyorum. Allah'ım, seninle 1 ve bütün olmaya niyet ediyorum. Şu an beni kavanoza kapattın, çalkalayıp duruyorsun. Yıllarca öğrendiğim her şey, buradan sağ çıkabilmem için bana güç veriyor. Sağ çıktığımda artık evrenlerle 1 mi olacağım? Kim olacağım? Kim olduğumu hatırlayacağım? Vazifeme hazır ve nazır mı olacağım?
Öyle çok bilinmezlik doluyum ki... Bu beni yoruyor. Aşina olmama rağmen, bir parçam konfor alanına tutunmak istiyor. Hayattaki konfor alanımın sadece 1,5-2 seneden ibaret olmasına ne demeli peki?
Söylensem de biliyorum ki olduğum yerde kalmak, ruhumun ölümüne eşdeğer.
Özgürleşmeden önceki son yokuşlarda olduğuma inanmak istiyorum. Kozasına girmiş, kelebek olacak bir tırtıl olduğuma...
Bakalım...
Mevla'm neyler, neylerse güzel eyler...
