Motivasyon vs Disiplin
Gündelik hayatta en sık kullandığımız kelimelerden biri "motivasyon" ve en sık cümlelerden biri de "motivasyonum yok" :) Motivasyonun biraz abartılmış bir şey olduğunu düşünüyorum. Bazı başarı koçları devamlı, motivasyon için ne yapılması gerektiğinden bahsediyor. Bazıları ise doğru yönlendirilmiş motivasyonun disiplin olduğunu savunuyor. Ben bu görüşe katılanlardanım. Kendi deneyimim de bu yönde.
Sık sık motivasyonun düşüyorsa, hangi konuda motivasyona ihtiyaç duyduğunu belirle ve yazımı oku.
Üç tane motivasyon formu var:
1. Korku
Kaybetme, acı çekme, terk edilme, reddedilme, işsiz kalma vb. herhangi bir korku. Bir şeyi yapma nedenin korkuysa eğer, o şeyi uzun süre yapamazsın. Yaptığından da hayır gelmez. Bir şeyi yapsan bile asla tatmin olamazsın ve nedenini sorgular durursun. Bir yere kadar itici güç olabilir ve bazen gerekli de olabilir. Lakin kalıcı olumlu değişim için asla yeterli değildir. Çünkü bir gün, canına tak dediği anda korkunun üstüne gidip onu yeneceksin. Yaygın bir örnek vereyim: Patronunun sana sürekli seni kovmayı ima ederek iş yaptırdığını düşün. Başka bir iş bulur bulmaz o işi bırakmaz mısın?
2. Teşvik, Vaat
Para, başarı, güzellik, statü, ödül, ev, araba vb. materyal şeyler. Aslında bunlar, nadiren de olsa güzel şeylerdir. Bizi bir yere taşıyabilir; fakat o şeye ulaştığımız anda büyü kaybolur ve "sırada ne var" demeye başlarsın. Bazen hep bunların peşinde koşarsın; para için, itibar için, beğenilmek için çalışır durursun. Bunlara ulaştığın anda seni bir tatminsizlik duygusu sarıverir. Çünkü aslında araç olması gerekenleri amacın haline getirmişsindir. Ne var ki ruh böyle huzuru bulamaz. Ruhun aradığı şey oldukça farklıdır.
Vaatler aslında kılıfı değiştirilmiş rüşvetlerdir. Rüşvetle satın alınan hiçbir şey kalıcı mutluluk ve motivasyon sağlamaz. Aynı örnekten ilerlersek: Patronun, sana terfi vermek için verdiği bir görevi muhteşem bir şekilde tamamlamanı istedi diyelim. Hevesle her şeyini o işe verip terfiyi kaptığını varsayalım. Muhteşemliğinin yanında, burada 2 önemli husus gün yüzüne çıkıyor. Birincisi: Görevi sadece terfi almak için zaten yapacağından daha iyi yaptıysan, her zamankinden daha yaratıcı ve araştırmacı olduysan, kendini fark et. Bu, aslında işin ucunda terfi olmasa da yapman gerekendi. Belki değerlerini bir gözden geçirmelisin. İkincisi: Bundan sonra işini çok iyi yapmaya devam etmek için sürekli bir teşvike ihtiyaç duyacaksın. Patronun bunu yapmadığı anda içerleyip yeni limanlar arayacaksın. Sana daha iyi pozisyon, daha çok para veren bir limana sığınacaksın — ve bunda yanlış hiçbir şey yok. Tek fark etmen gereken: Yeni limanda da ruhsal ihtiyaçların karşılanmıyorsa yine tatmin olmayacaksın. Sonra seni artık terfinin ve paranın motive etmediğini anlayacaksın. O yüzden bu güzel araçların araç olarak kalmasına izin ver ve kendine, ruhsal ihtiyaçlarını karşılayacak bir iş bul :)
3. Ruhsal İhtiyaçlar
Hangi konuda motive olmak istiyorsan, o şeyin seni beslediğinden emin olmak zorundasın. Ruhsal olarak :)
Nasıl emin olabilirsin? Kendine şu iki soruyu sor:
- Seni geliştiriyor mu? Sana gelişim fırsatı sağlıyor mu? Gelişmek mutluluk demektir. Sınırlarını zorlaması, kendini güvenli alanından çıkaracak olanağı sunması seni mutlu edecektir. Mutluluk zaten başarıyı ve parayı sana getirecektir.
- Katkın oluyor mu? Gelişmek ve katkı sağlamak ruhsal ihtiyaçlarımızdır. Değer katabileceğin bir alan varsa, kendinden başka bir şeye (amaca, insana, canlıya...) hizmet edebiliyor ve faydalı olabiliyorsan ruhun beslenir. Kendinden daha büyük bir şeye katkıda bulunduğunda hayatın neşesini daha derinden deneyimlersin ve hayata daha sıkı sıkı bağlanırsın.
Bu ihtiyaçların karşılandığında hayat enerjin her gün artmaya devam eder ve buna sen bile inanamazsın.
Yataktan kalkmak için kendinden daha önemli bir sebebin varsa, kim seni durdurabilir?
İşte o zaman motivasyon yerini disipline bırakır. Disiplin de sana istediğin tüm araçları sağlar.
Sence Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni para için mi kurdu? Onca emeğe, zorluğa başarı için mi katlandı? Sence Atatürk, Türk halkının köleleşeceğinden korktuğu için mi sorumluluk aldı? Yoksa halkı için mi?
Gerçek lider, kendini eritmiş ve bütüne katkıda bulunmak için kendini adayandır. O liderin yanında, sadece ilham aldığınız ve size büyüme fırsatı sunduğu için kalırsınız. Ne korku ne de statü için.
Sen de bir lidersin. Kendine liderlik etmeye hemen başla ve liderlik yeteneğini geliştir ki en sevdiklerinden başlayarak ilham ol. Sadece büyümen yeterli. Sen büyüdükçe, insanların sadece sana bakarak gelişeceklerine şahit olacaksın ve ruhun tarif edilemez bir mutlulukla dolacak.
Motivasyonunun düştüğünü tekrar hissedersen, hemen kendini fark et ve formunu değiştir.
İstikrarlı olduğunda, disiplin seni bulacak :)
Mucizeler bizimle olsun 🍀
